İslamcı Fanzinler Üzerine Bir Çalışma: Özgürlüklerin Kurumlara Teslimi (PDFli)

 

Fanzinler üzerine konuşup duruyoruz. Türleri, fanzin olma özellikleri bakımında farklılıkları üzerine düşündüklerimizi yeri geldiğince ifade ediyor, bir noktadan sonra kendi üretim süreçlerimize dönüyoruz. Zaman değişiyor ve fanzini sahiplenen toplamlar, onu bir araya getiren araçlar da bu akış içerisinde değişiyor ama ne kadarı bir yayım türü olarak fanzini temsil ediyor, bu tartışılır. Özellikle İslami düşünceyi benimsemiş fanzinlerin çeşitli kurumlar, dernekler ve vakıflar aracılığıyla nasıl desteklendiğini hatta fanzinler hakkında bilgisi olmayan yazar takımı tarafından genç kalemlerin nasıl yanlış yönlendirildiğini yazmak istiyorum.

Bu yazımda (ve belki devamında gelecek yazılarda) yararlanacağım, bu alanda önemli olduğunu düşündüğüm akademik bir çalışma var. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Fatma Tekin’in Muhafazakâr İslamcı Fanzinler Örneğinde Alternatif Gençlik Medyasının Dönüşümü ismini taşıyan 2019 tarihli yüksek lisans tez çalışması bu konu üzerine yapılmış, kayda değer bir araştırma. İşte bu çalışmadan bahsetmek istiyorum. Merak edenler için tez çalışmasının PDF’ini sayfa sonuna ekleyeceğim.

Çalışmanın kapsamı ve odaklandığı çerçeve önsöz bölümünde şöyle bahsedilmiş:

Bu çalışmada alternatif medyanın özellikleri göz önünde bulundurulduğunda yerleşik siyasete muhalif tavır ve üsluba sahip olmaları beklenen fanzinlerin ayrıksı örneklerini oluşturan muhafazakâr-İslamcı fanzinler incelenmektedir. Kendini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlayan bir iktidarın varlığında seslerini ana akım medyada da duyurabileceği düşünülen muhafazakâr-İslamcı gençlerin alternatif medyaya yönelme nedenleri, 2011-2018 yılları arasında çıkarılmış H-aykırı, Suskun, Vaveyla, Simurg, Mola ve Felâh adlı fanzinlerde işledikleri konular ve bu konuları ele alış biçimleri, fanzinlerin niteliksel içerik analizleri yapılarak ortaya konmaya çalışılmaktadır.

Yukarıda adı geçen fanzinlerin çalışma kapsamında incelenerek iletişime geçilmiş olması, kendilerini kendi cümleleri üzerinden ifade etmeleri hayli önemli. Çünkü böylesi girift meselelerde oluşumlar hakkında dışarıdan yapılan yorumlar, değerlendirmeler her zaman doğru sonuçlar vermeyebiliyor. Elbet tek bakılacak nokta da bu değil, keza Fatma Tekin de aynı yoldan giderek fanzinleri sayı sayı inceleyerek çeşitli konu başlıkları üzerinden değerlendirmelerde bulunmuş ve bu bilgileri Sonuç bölümüne taşıyarak bizlere aktarmış. Şimdi tez izleği üzerinden hareket ederek düşüncelerimi aktarayım.

Öncelikle çalışmadaki “muhafazakâr” kategorilendirmesinin eksik bir tanımlama olduğunu, mevcut durumu tam karşılamadığını düşünenlerdenim. Çünkü kimi fanzinlerdeki metinlere bakıldığında İslamcı üretimlerin yanında gerici unsurların da var olduğu görülmektedir. Bugünden geriye bakıldığında bu topraklarda muhafazakâr olarak anılan kesim olsa olsa Ulusalcı, Müslüman olarak tarif edilen kesimlerdir. Saltanatın ve hilafetin savunulması, imparatorluk güzellemeleri çağdaş dünyanın neresinden bakılırsa bakılsın gerici bir söylemdir. Bunu ilk başta bir kenara koymak isterim.

Giriş, önsöz safhalarını geçtikten sonra çalışma ilk olarak fanzinin tanımı üzerinden başlıyor. Fatma Tekin fanzin tarihine ve olgusuna tepeden inme bir şekilden yaklaşmak yerine çeşitli varsayımları, teorileri ve yaklaşımları ortaya sermeyi tercih etmiş. Misal Chris Atton,1800’lerde Amatör Basım Dernekleri aracılıyla şekillenen yayım çabasını bilim kurguyla bağdaştırarak, bilinen fanzin tarihine daha yakın bir perspektiften konuya yaklaşırken, Doug Blandy fanzin tarihi başlangıcını Hristiyanlık metinlerine kadar dayandırmakta. (Konuyla ilgili düşüncelerimi ayrıntılı olarak başka bir yazıda kaleme almak istemekle birlikte, okumayanlar için Şu Fanzin Meselesi ve Samizdat Tarihi isimli fankitlerimi önerebilirim) Buna ek olarak çalışmada yer alan, Bülent Kutlu’nun yazdığı Fanzin Manifestosu da Türkiye fanzin tarihine dair farklı bir önermede bulunmakla birlikte, benim açımdan bu yaklaşım bağımsız yayım olgusuyla fanzin olgusunun birbirine karıştırılmasından ibarettir. Kısaca bahsetmem gerekirse; bir yayının fanzin olabilmesi için öncelikle bir hayran, takipçi kültürünü barındırıyor olması gerekmektedir. Buradan hareketle gerek hâkim popüler yapı içerisinde yer bulamaması ya da içinde olmayı tercih etmeyerek ortaya konulan, kâr amacı gütmeyen yayınlar fanzin olarak bilinmektedir. Zaten bir noktada zin olgusu da buradan doğmuş ve 1980 sonrasında da farklı bir noktaya evrilmiştir. Özgürlük arayışı o kadar kuvvetlidir ki, hiçbir yayınevi, kurum bünyesine bağlanmaz, reklam, sponsorluk almaz hatta bilindik yayıncılık piyasası unvanlarını bile reddeder. Yoksa dünya üzerinde izinsiz, parasız çıkan her yayını fanzin olgusuna bağlamanın aşırı yoruma kaçacağını düşünenlerdenim.

Zaten bir noktada bu kafa karışıklığının İslamcı fanzinlerde de olması şaşırtıcı değil. Onlar da bu yayın türünü tanımlarken veya pratikte ortaya koyarken bazı yanlış uygulamalara saptıkları görülüyor. Kurumlarla girdikleri ilişkiler dolayısıyla da doğal yapılarını kaybedip fanzin olmaktan farklı bir noktaya evrildikleri gözlemleniyor. Şimdi araştırma üzerinden giderek biraz bunlara değinelim.

Başlamadan şu konuya açıklık getirmek isterim. Fanzinler özgürce düşüncelerin ortaya konduğu, hiçbir sansüre maruz kalınmadan fikirlerin dile getirildiği bir yayın türüdür. Şahsen birilerine hakaret edilmediği, cinsiyet ve ırksal ayrımcılığı körüklemediği sürece her türlü söyleme de, eleştiriye de saygım vardır.  Fanzin hiçbir ideolojinin, grubun, türün tekelinde de değildir. Elbet belirli dünya görüşlerinin bu yayım türü üzerinde bir ağırlığı vardır ama tahakkümü altında değildir. Önemli olan nokta tam manasıyla özgür olunması ve yapılan üretimin kazanç beklentisiyle yapılmamasıdır.

Çalışma içerisinde görüyoruz ki H-aykırı ve Suskun Fanzin sayılarını toplu olarak basmış ve çeşitli satış faaliyetlerine girişmiş. Aynen alıntılıyorum.

Bu çalışmada incelenmiş olan, iki toplu basım yapmış fanzin bulunmaktadır. Bunlardan ilki H-aykırı ikincisi ise Suskun’dur. Bu iki fanzinden H-aykırı’nın toplu/tıpkıbasımı Barbar Kitap adlı yayınevi tarafından basılmıştır. ISBN numarası bulunmaktadır ve fiyatı 25₺’dir. Suskun ise Titiz Ozalit adlı bir ozalitçide basılmıştır ve üstünde fiyat bilgisi bulunmamaktadır. Ancak 2018 yılında Sirkeci’deki 9. Uluslararası Dergi Fuarı’nda 20₺’ye satılmıştır.”

Benzer tartışmaları Mondotrasho’nun kitaplaştırılma vakasında da konuştuğumuz için bu bölümü uzatmak istemiyorum. Aaa! Ama o 30 yıl sonra fotokopi dergi olduğu açıklanan bir yayın değil miydi? Pardon kafa bazen eskiye kayıyor. Özür.

Yukarıda bahsedilen kitaplaştırma vakaları dışında, çalışma içerisinde bahsi geçen fanzinlerin kâr amacına dönük bir faaliyetine rastlanılmadığından bahsediyor ve dağıtımların kargo aracılıyla gerçekleştirildiği belirtiliyor. Ama daha beter bir mevzu var ki, o da kurumsal bağlar.

Çalışmada incelenen fanzinlerden Suskun, Vaveyla ve Simurg TÜRDEB üyesidir. Resmî web sayfasındaki açıklamaya göre, dergi editörlerinin ve yayın yönetmenlerinin bir araya gelerek oluşturdukları bir birlik olarak 2008 yılında kurulmuştur. 2014 yılına kadar Türkiye Dergi Editörleri ve Yayın Yönetmenleri Birliği adı altında toplanan platform, bu yıldan sonra Türkiye Dergiler Birliği’ne dönüşmüş ve 2015 yılında dernekleşmiştir. TÜRDEB, aynı zamanda bu çalışmada incelenecek fanzinlerin büyük bir kısmına ulaşılan Türkiye Dergi Fuarı’nın düzenleyicisidir.”

Bugün gene aynı kısaltmayla anılan ama ismini Türkiye Dergiler Birliği olarak değiştiren kurum, gençlik dergileri, okul dergileri gibi birimler adı altında sözde fanzin türünde çalışmalar yürütmektedir. Sözde diyorum çünkü bu tür birliklerle, kurumlarla kafa kol ilişkisinde olunmasının, künye kayıtlarının fanzinin varlık sebebi olan özgürlükle bir bağı bulunmamaktadır. Eğer amaç bir unvan kapma çabası veya kariyer planlamasıysa fanzin bu emelleri için doğru yayın türü değildir. “Dergi” tür olarak daha geniş bir zemine oturmaktadır, mesela ticari faaliyete konu olabilir. Fanzin ise bu tür yaklaşımlara tam tersi noktadan bakmaktır, bir tepki olma özelliği taşır.

Zaten çalışma kapsamında Suskun Fanzin yürütücüsü Ubeydullah Erdoğan ile bir söyleşi yapılmış ve burada konu üzerine konuşulmuş. Aslında bakılırsa fanzin hakkında bilinegelen bu tür özellikler bu fanzinleri çıkartan kişilerce de bilinmekte fakat ne yazık ki işlerine gelmemektedir.


Alıntı

Suskun’un Uluslararası Dergi Fuarı düzenleyicisi TÜRDEB üyesi olması üzerinden, bir fanzinin kurumlarla olan ilişkisi sorgulandığında Erdoğan şu açıklamalarda bulunmuştur:

“Bu aslında biraz fanzinciliğe ters bir durum. Bunu kabul ediyorum. Çünkü fanzin underground’tır. Fanzinlerin bir kuruluşta şey yapması… Ben onun için TÜRDEB’e girmek taraftarı değilim. Ben girdim ama siz girmeyin diyorum (diğer fanzinlere). (…) Kurumlarla ilişki olmaması gereken bir şey fanzin için. Onun için ben söyleşinin ortalarına doğru şey dedim ya fanzini biz tam karşılamıyoruz aslında biz tam fanzin değiliz. Birçok insan bizim dergi olmamızı istiyor ama ben dergiyi daha hak etmediğimizi, dergi olmayı daha hak etmediğimizi düşünüyorum ve Suskun’un bir mektep olarak devam etmesini istediğim için şey yapıyorum.”

Başlarda Uluslararası Dergi Fuarı’na stant ücreti ödemeden katılmak için TÜRDEB üyesi olan ancak bugün birliğin yönetiminde olan Erdoğan’a göre, üyeliğin onlara sağladığı avantajlar da vardır:

Ama bazı işleri yapmak için de bazı kurumlarla en azından üye olmak gerekiyor. Bu işler fuara katılma işleri de değil sadece. Şimdi ben TÜRDEB sayesinde birçok fanzine ulaştım. Birçok insanın fanzin çıkarmasına vesile oldum ve hani şu an fanzin projesi yapıyoruz. Fanzinin adı bilinmezken şu an projesini yapıyoruz bu çok büyük bir gelişme bence. Bunun için bazı kurumlara şey yapıyorsunuz.”


Çalışmanın ayrıntılarında İslamcı fanzinler arasında bu ve bunun gibi birçok kurum bağlantılarına rastlamak mümkün. Bugün çalışmada adı geçen fanzinler var veya yok, yollarına devam ediyor veya etmiyorlar, önemli değil. Önemli olan fanzine dair bu tür yanlış yaklaşımların ve vakaların kayda geçerek, bu tür girişimlerin tekrarlanmaması. Ubeydullah Erdoğan’ın dergi hakkındaki düşüncelerine de katılmadığımı açıkça beyan etmeliyim. Dergi veya dergicilik meselesini haddinden fazla abarttığını düşünüyorum. Dergi denilen yayın türü ille de ISSN alınarak dağıtılan, kuşe kâğıdına, renkli basılarak oluşan bir ürün değildir. Dergi, kapsam ve yaklaşım bakımından neler yapabileceğinin, ne olduğunun, okura ne vadettiğinin ilanıdır. Aynı fanzin türünde olduğu gibi…

Fatma Tekin tezin devamında fanzinleri içerik yönünden inceleyerek, adı geçen fanzinlerin İslami cenahtan ayrılan, “yeni-farklı” olarak nitelenebilecek söylemlerinin neler olabileceğine dair bir inceleme yapmış ve çeşitli başlıklar altında konuyu toplamış. Sonuç bölümünde ise odaklandığı alana dair yerinde tespitlerde bulunarak çalışmasını sonlandırmış. Özetle, adı geçen fanzinlerin dâhil oldukları İslami cenahın eski, retorik dilini devam ettirdiği, “dava” yaklaşımı üzerinden konuya yaklaşarak, eski kuşağın dinamiklerini takip ettiklerine dair bir sonuç elde etmiş. Elbet bu bir cümlede özetlediğim sonucun 4 sayfalık bir açıklaması var. Ne kadar kısaltsam da orijinal halini karşılamayacaktır. Okumanızı öneririm.

Son söz olarak:

Araştırmaya dahi edilen fanzinler üzerinden bakıldığında çalışmanın böyle bir sonuca dayanması zaten kuvvetle muhtemeldi, çünkü bu yayınların yayıldığı, beslendiği kanallar bakımında sınırlı bir gelişim alanına sahip olduğunu söylemeliyim. Özgür bir düşüncenin oluşması, yeni söylemin meydana gelebilecek ortamın sağlanması adına fanzinlerin bu tür kurumlarla ilişkilerinin olmaması gerekmektedir. Bu tür bağlar fanzin yazarlarını otosansür başta olmak üzere her çeşit dönüşüme açık hale getirmekte ve birbirinin kopyası üretimlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Herkes aynı şeyleri, aynı şekilde düşünmek zorunda değildir. Önemli olan düşüncelerimizi belirli bir seviyede dile getirerek, asgari konularda bir uzlaşı noktası yakalamaktır ve fanzin söz konusu olduğunda bu nokta bağımsız yayıncılıktır. Dünya görüşlerimiz, hayata bakışımız birbirinden farklı olabilir. Zaten fanzin denilen özgürlükçü yayın türü, bu duruma zemin hazırlayan yegâne alandır. Aksi yönelimlerse bilmem nerenin yöneticilerinin ve karar alıcılarının dolaylı söylemlerini tekrarlamaktan öteye gitmez.

Bu çalışma için Fatma Tekin’e teşekkür eder, fanzinler üzerine faaliyetlerinin devamını dilerim.

Sağlıcakla…

Fanzin Yürüyor! Özgürce…

 

MUHAFAZAKÂR İSLAMCI FANZİNLER ÜZERİNE YAPILAN ÇALIŞMA- Fatma Tekin (PDF İNDİR)

Daha fazlası Efe Elmastaş

FANKİT: Tatbikat Hali (PDFli)

  Su üzerinde giden bir geminin bıraktığı iz ne kadar devam edebilir?...
Devamı