Rafların Tozunu Almayı Tercih Ederim: Eski Kitap Sokağı Fanzin Röportajı

eski kitap sokağı fanzin

 

Yeşil bir yolda atılan adımlar; sırtına deneyimini yüklemiş, dilini kendine kemer ve anlayanına da dikenli kesme şeker etmiş de gelmiş. Bir zaman durmuş, beklemiş ve sonra hazır hissetmiş. Doğruymuş da. Artık hazırmış ve ilk hareket gelmiş, belki de hiç beklemediği bir şekilde fakat tam olarak beklediği yerde; Suadiye’de!

T.D.: Ben olsam Yeşil bir yolda değil de, Yeşil Yol’a karşı atılan adımlar diyerek başlardım. Yeşil, çevreci, aktivist değilim, hiç de olmadım. “Atom Karşıtı Hareket”in parçası olmak tanımımı severim. Siyanür Karşıtı Hareket’in parçası olduğumu, Yeşil Yol Karşıtı Hareket’in içinde olduğumu da eklemeliyim.

Bunlara ek olarak, “Ben Timur Danış’ım; 1995 Brüksel Moskova 5500 km. Nükleersiz Bir Dünya İçin Avrupa Uzun Yürüyüşçüsüyüm demekten çok hazzederim. Bunca “apoletin” yanı başında, gazeteci-yazar olduğumu da eklemeliyim. Eskiden “Ne iş yapıyorsun?” diye sorduklarında, “Gazeteciyim.” derdim. “Hangi gazete?” diye devam ederlerdi, “Nokta.” derdim. Bu yanıt kapıları açardı. 30 yıl sonra şimdi yazarım, Eski Kitap Sokağı Fanzin’i yazıyorum demek de kapımı açık tutuyor. Bu ikincisini yıllar sonra yeniden yakaladım, bir daha da bırakmam.

Dikenli kesme şeker; kulağa hoş geliyor, sert-hart-cool bir tanımlama, ama teşekkür ederim ben almayayım; ben tuzakçı zannedilmek istemem. Açıkta, kendini saklamayan, doğal bir diken olmaya da itirazım olmaz. Şeker olarak da tarçınlı akide şekeri olmayı kabul edebilirim.

Evet, bahsettiğimiz kişi Timur DANIŞ. Elini kalemine bulaştıran, izleyen, yorumlayan ve kendine has üslubuyla bunu fanzin hâlinde sunan kişinin ta kendisi.

T.D.: Kalem elime bulaşmadı, elimden hiç eksik olmadı. Özellikle kurşun kalem. Kalem kutum bile var; çeşitli kalemler, kalemtıraş, silgi, zımba, tel, ataç…

Eski Kitap Sokağı Fanzin; bu deneyim ve hayatın alogaritmasını tartma mekanizmasından geçtikten sonra sizlere ulaşıyor. Keyifli bir günce, ardından sarsıcı bir öykü, biraz sosyal medya yorumları, biraz raflarda neler var, ve ardından gündemde olması gereken konular… Böyle anlattığıma bakmayın, ortada karmaşık olan hiçbir şey yok. O kadar keyifli bir şekilde gidiyor ki 4 sayıyı soluksuz okuyabiliyorsunuz(ara sıra da kahkahayı patlatıyorsunuz)…

T.D.: Algoritmayı  “Yol” kelimesi ile karşılamayı seçtim. İşin matematiği ile değil de, ayaklarımın yürüyüşle beraber yazma merkezimi (vücudumun neresinde olduğu konusunda bir fikrim yok) harekete geçirmesi ile ilgiliyim.

Peşinen bütün güzel sözlerin için teşekkür ederim; karmaşık olmayan fanzinler yapıyor olmak, harika bir övgü mesela. Keyif vermem, soluksuz okunabilen bir fanzin yazmak da öyle.

Açık söylemem gerekirse, kolay okunsun, keyif versin, arınmış olsun diye ciddi emek verdim ve buna değdi.

Ve evet, “Her yaratıcı hareket, öncesinde bir yıkımla başlar.” -Pablo Picasso

Ve yine evet, böyle interaktif ortamlarda yapılan röportajlar hoşunuza gitmiyor, “daha bir röportaj” olmuyor. Hayallerimizi bu ısrarla yıkalım ve yaratıcı işimizi başlatalım;

 timur danış-fanzin apartmanı

Birinci sayıda bizi “Kitap Sokağı Fanzin” olarak karşılarken ikinci sayıya geçtiğimiz anda “Eski Kitap Sokağı Fanzin” karşıladı. Bu durumun özel bir sebebi var mı?

T.D.: Evet. Önce Kitap Sokağı Fanzin’di fanzinimin adı. İkinci sayıda Eski Kitap Sokağı Fanzin oldu.  Geçen Aralık ayının son günleriydi. Fanzinin ikinci sayısına çalışırken, #tezgahfanzindirdergi değil tartışmasını izlemeye başladım. Çok renkli, hoş bir konudur bu. Dördüncü sayıda bu konuda geniş bir yazı da yazdım. Fanzinimin adını değiştirecek kadar çok yararlandım bu tartışmadan. Fanzincilerin konuşma biçimini anlamaya başladım. Tartışma, Tezgah Dergi’nin, Tezgah Fanzin’in ismini, onlara sormadan kullanmasıydı. Bu tartışma üzerinde çalışırken, Google’a sordum, Kitap Sokağı var mı? Gördüm ki; Kitap Sokağı ismi bir belediye tarafından, bir etkinlik sırasında kullanılmış.

Hemen yeni bir isim aradım. İlk sıraya Kitap Yolu Fanzin yazdım. Fakat bu da kullanılmıştı.

Sonra Eski Kitap Sokağı’nı araştırdım. Google’da bu isimde bir kullanıma rastlamadım. Hâlâ da araştırıyorum. 1 0cak 2018’den önce Eski Kitap Sokağı’nı kullanan varsa, lütfen söylesin onu da değiştireyim.

Fanzin’in kelime anlamını bir yana bırakırsak, sizin için ne anlama geliyor? Bunu daha çok; “Aman dur sinirlerim tepemde, kağıda vurmalıyım!”, “Ne çok günahım var, işe yarar bir şey yapıp bilgilerimi paylaşayım…” ya da “Zaman da geçmek bilmiyor, edebiyat onu iyi öldürür.” gibi amaçlara bağlanıp bağlanamayacağını sormak için dile getirdim(klavyemden).

T.D.: Fanzin’in kelime anlamını bir yana bırakmadan söyleyeyim. Sözlüğe bakınca, fanzin, İngilizce fanatikin fan’ı, magazin’in zin’i; birleşince oluyormuş. Fanatik de, kendisine aşırı bağlı demekmiş. Ben buradan bir çıkarma yaptım ve fanzin ne diye sorulunca “Kişisel Magazin’im” diyorum. Vikipedia’da şöyle buyurmuş, “Fanzin, finansal kaynaklardan ve hiyerarşik yapılardan uzak alternatif bir basılı materyeldir.”

Fransa’da yaşayan, İmrahor’da doğmuş, kendini Japon zanneden, Fransızcayı mükemmel, Türkçeyi de birazcık konuşan bir arkadaşım vardı. 1988 yılı olmalı. Öküz Dergisi’nde fanzin sayfası yapmıştı. Ben de ona yardım etmiştim. Sayfanın adı Föye’ydi. Föye, Fransızca, bloknottan kopan tek yaprak demek. Kitap Sokağı’nın kitabı için bu imajdan yararlanacağım. Hatta Kitap Sokağı Fanzin’in kapağını hazırlarken de bayağı föye koparmıştık.

Fanzinle ilgili bu kadar bilgi, tanım, beni günlük hayatta idare ediyor. Elbette ki, özellikle Facebook’ta dönen tartışmalara bu tanımla girmeye kalkarsam yeterli olmayabilir. Facebook tartışma ortamına girersem, eğer yetmezse bu tanımı geliştiririm umuyorum.

Senin yazdığın şıklara yanıtım ise “Hiçbiri”dir. Yani saydığın anlamları yaptığım işte bulmam. Bunun yerine şöyle yapalım. Everest’e çıkamayan ilk İngiliz,  George Leigh Mallory’ye sormuşlar “Neden Everest’e çıkmaya çalışıyorsunuz?” “Çünkü orada.” demiş. Eğer soruyu “Neden fanzin çıkarıyorsun?” diye sorarsan. “Çünkü” derim.

Şunun gibi. Ben FiliZ’e “Sana âşık oldum.” demiştim. Bana “Neden” diye sorunca, telaşla sıraladığım mantıki nedenleri beğenmemiş. Doğru yanıtın “Çünkü” olduğunu söylemişti.

Aslında yanıtım şu soruda da aranabilir; Boudlaire sormuş “Söyleyin ne gördünüz?”

Karga’yı yazdığım, 1987’den beri bu soruya yanıt veriyorum. Elbette buna hislerimi, duygularımı, âşık olabilme, direnme, yürüme, mücadele etme yeteneklerimi de katmalıyım.

“Ulaşılabilirlik” bir fanzin için ne denli önemlidir?

T.D.: Bir derecelendirme kuruluşu ya da memuru olmadığım için ne denli bilemeyeceğim.

Avukatım “Eski Kitap Sokağı Fanzin’in dördüncü sayısını ne zaman getiriyorsun?” diye mesaj atıyorsa bu erişme bile, mesajın geldiği gün için yeter. Hatta biraz önce, Umberto Eco’nun Türkçeye çevirmeni aradı, Lütfen bana üç seri fanzin ayırır mısın? dedi.

Ulaşmak benim fanzinimin nedenidir de. Ama dereceyi, adeti, bunların üst sınırındaki belirsizliği ben belirleyemem. Ben göreceğim, hissedeceğim, söyleyeceğim; bütün bunlar bir başkasına geçsin içindir.

Öte yandan ulaşsın diye yazılmış, sayılamayacak kadar çok metin muhatabına ulaşamamıştır ve ama yazarına bu ulaşamama hâli bile yetmiştir. Bu da azımsanmayacak bir durumdur.

Daha da öte yandan, ulaştığını göremeyen yazar durumu da yabana atılmayacak bir insan hâlidir.

Kısa net bir yanıt verecek olursam. Önce yazmak gelir. Sonra basmak, sonra da dağıtmak (ulaştırmak).

Sanıyorum yeterince net bir yanıt oldu. Anlaşıldığı gibi dördüncü denli önemlidir ulaşılabilir olmak.

Eğer sıfırdan bir fanzin çıkartmak isteseydiniz birilerinin size yardımcı olmasını, sizi yönlendirmesini, ister miydiniz yoksa bu işi kendiniz mi üstlenirdiniz (hayal etmesi güç olacak ama geçmişinde hiç dergi işlerine girmemiş biri olsaydınız)?

T.D.: Eski Kitap Sokağı zaten bir sıfırlanma çabasıdır. Ama ilk sayı sıfırın çok üstündedir maalesef. Ben Kargayı çıkardığımda bu kadar tecrübeli değildim ve ama şimdi daha da sıfır hâldeyim. Dediğim gibi ilk sayı sıfırın çok üstündedir ama her sayıda kendimi giderek daha da hızla sıfıra yaklaştırıyorum.

Yardım almaya gelince. Dergiyi ben yazıyorum ve sevgili arkadaşım Oğuzhan Fırat da sayfa düzenlemesini yapıyor. Yani Oğuz olmasa, senin başta övgü ile sözünü ettiğin bu fanzin o övgülerini alamazdı.

Oğuz sayesinde, yazdıklarımı süratle forma hâline getirebiliyor, baskıya hazır edebiliyoruz.

Yönlendirmeye gelince, elbette ki yönlenmek isterim ve her aşamada yönleniyorum da.

İlk sayıyı Kadıköy’de ilk gördüğümüz fotokopicide bastık. Üçüncü sayıyı Yunus’un Abid’in önerdiği yerde, dördüncüyü de Sylvan’ın söylediği atölyede bastırdım. Fanzin başına 80 kuruştan 40 kuruşa ve 24 kuruşa kadar düştü fiyat.

Geçmişte dergi deneyimim olmasa “Nah” yapabilirdim bütün bunları. 55 yaşında araba kullanmayı öğrenen babamın kasabada çarpmadığı ağaç kalmamıştı.

Öte yandan Kargayı çıkardığımda çok yardım almıştım. Olanakları birleştirmek, dayanışma diyordum ben buna.

Görüldüğü gibi ilk başladığımda da yardım almışım. Esnekmişim yani. Becerim, çok deneyli, hatta profesyonellerden destek almayı başarmış olmam herhalde. Galiba hiç deneyim olmasa, bu yaşımda destek almayı beceremeyebilirdim. Babamın arabayı çarpması gibi.

Adnan Özer’in “Karga’nın sayfalarını karnıyarık dizdir.” demesini hiç unutmam.

Eski Kitap Sokağı Fanzin yapısal bir değişikliğe girer mi, yoksa bu şekilde tüm hızıyla devam eder mi? Bu arada, sonlu bir proje mi yoksa rafları süresiz sarsmaya devam eder mi?

T.D.: Neden girmesin? Fan dediysek fanatiğiz demedik. İlk sayıda kendim vardı tek ama son sayıda Sylvan’ın yazısını bastım. Yunus’da Hasar benim bir şiirimi bastı.

Bu hızı ile böyle de devam edebilir. Aslında durumumdan çok memnunum. Onuncu sayı çıkınca kitap yapmak istiyorum. Ama fanzin o kadar sorunsuz ve kaprissiz ki, kitap yapmaktan vazgeçebilirim. Fakat yeni fark ettiğim bir sorun var. On forma fanzin kitap 9 liraya mal oluyor. Maliyeti 5 liraya olabilirse bu konforumdan vazgeçmeyebilirim.

Öte yandan tanesini 10 liraya satmak üzere 1000 tane kitap da basabilirim. Leman’ın Cadde Yayınları iki kitabımı bastı, bunu da basar. Ulaşılır olma meselesini de daha verimli aşmış oluruz.

Ama, fakat açık söyleyeyim, bu keyifli hâlimden de pek vazgeçmek istemiyorum. Dilerim bir kitabı beş liraya mal edebilirim.

Öte tandan yapısal bir değişim önerisi gelse tabii ki gereken değişimi yaparım. Mesela “Haftalık süreli haber-fanzin çıkaralım, Timur Abi!” diye gelin. Hemen çalışmaya başlayalım.

Eski Kitap Sokağı Fanzin’de bu hâliyle bile sonsuza kadar çıkabilir gibi duruyor. Ben isterim, kalan ömrümde fanzin çıkarıp, mutlu mesut yaşayayım.

Bir yanım acele ediyor, bir yanımda barışık. Bu ikili hâlimi fanzin birleştirdi dördüncü sayıya geldim. Böyle de gider gibi duruyor.

Ayrıca “Raf sarsmak”, teşekkür ederim, bir iltifat ama ben rafların tozunu almayı tercih ederim. Hatta “Rafların tozunu alan Fanzin” cümlesini röpotajına manşet yap isterim.

Usuldendir diye değil de, ciddi anlamda, buradan sizi okuyanlara belirtmek istediğiniz bir şey varsa, buyurun lütfen…

T.D.: Çok naziksin. Teşekkür ederim. Dükkanı kapatıyoruz, son siparişi alayım diyorsun yani.  Eklemek istediğim birkaç şey var.

2017 Kasım’ından beri  Eski Kitap Sokağı’nda harika bir şey yaşıyorum. Bir fanzinim var. Fanzinci arkadaşlarım var. Sadece fanzin düşündüğüm günler oluyor. Hatta devamlı fanzin çalışıyorum. Yazıyorum, konuşuyorum, bilgi alıyorum, sayfa yapıyoruz, forma basıyor Basılan formaları sayıyor, satıyorum. Sık sık fanzim kutumu düzenliyor, paraları sayıyorum. Kalan ömrümü bu şekilde yaşayıp, gitmek isterim.

Bi’ de şunu söylemeliyim. Fanzinimin yazılarını cep telefonumun “Not” bölümüne, tek işaret parmağımla, tek tek yazıyorum. Cebimde taşıdığım en gelişmiş teknolojiye sahip bu alet ile bu kadar basit bir şey yapabiliyor olmak da ayrıca dikkatimi çeken bi’şey.

Daha fazlası Serkan Üstündağ

Suadiye Fanzin Buluşması 28 Ekim 2017

  Suadiye’de bir sokak, yoldan geçenlerin ilgisiyle birlikte, bir fanzin buluşmasına tanıklık...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir