Bu Belki de Sadece Şi Fankiti ve Yeliz Güneş ile Sohbet (PDFli)

Geçtiğimiz günlerde tanışma imkanı bulduğum bir fankitti Bu Belki de Sadece Şi. Elime alıp sayfalarını karıştırdığımda, bir okur olarak bende hayli hoş duygular uyandırdığını hissettim ve fankitin yazarı Yeliz Güneş ile diyaloga geçtim. Uzun süren bir muhabbettin notlarını sizlere aktarıyorum. Umarım ilerleyen zamanlarda yeni çalışmalarını, fanzin üzerine üretimlerini okuma imkanı buluruz.

Merhaba Yeliz. Seni Bu Belki de Sadece Şi fankitinle tanıdım ve biraz sohbet edelim istedim. Bize biraz kendinden bahseder misin?

Merhaba. Öncelikle çok teşekkürler bu ince davetin için. Ben Yeliz. Lise’den beri şiir, sinema ve müziğe özel bir ilgim var. Yine liseden beri de şiir yazıyorum. Cesaretimi toplayıp bunu insanlarla paylaşmam da son bir yılda oldu. İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünü 3. Sınıfta bıraktım. Şuan Uludağ Üniversitesi’nde Sanat Tarihi okuyorum. Anlatıcılık üzerine bir eğitim aldım yakın zamanda da. Bunu da kendi ilgi alanlarımla ve tarzımla birleştirip bir işe dönüştürmek gibi bir fikrim var. Bakalım.:)

Bu üniversite değişim süreci hayli ilginç. Açıkçası zor bir karar olmalı. Bize bundan biraz bahseder misin?

Aslında benim için çok zor olmadı. Biraz da kendiliğinden gelişti diyebilirim. Tarih bölümünde sevdiğim dersler olduğu kadar sevmediğim de çok ders vardı. O sırada İstanbul’dan Bursa’ya taşınma sürecine girince ben de kendime daha uygun olduğunu düşündüğüm Sanat Tarihi bölümüne geçmek istedim. İstediğim gibi de oldu ve gayet mutluyum bundan.

Erken yaşlarda şiir yazdığını söylüyorsun ve buradan hareketle bir fanzin çıkartıyorsun. Fanzinlerle tanışman nasıl oldu? Üretimlerini yayınlamak için birçok yol varken neden fanzin çıkartmayı tercih ettin?

Lisedeyken Kargo grubunun eski bir albümü olan ‘Yarına Ne Kaldı’ albümünü bulup dinlemiştim. Grubun basçısı Mehmet Şenol Şişli’nin yazdığı sözleri çok beğeniyordum. Albümde ‘Gece Fanzini’ isimli bir şarkı vardı ve sözleri Mşş’ye aitti. Hayranlığımdan dolayı Fanzinin ne olduğunu araştırdım bu yüzden. Bu fikir beni tam anlamıyla büyüledi. Ancak o zaman bu fikri hayata geçirecek kimseyi bulamadım etrafımda ve tek başıma bir fanzin çıkarabileceğimi de bilmiyordum açıkçası. Sonrasında bu yıl tekrar aklıma düştü ve  internette arattığımda hala fanzin kültürünün yaşadığını gördüm. Fanzin Apartmanı ve birçok fanzini takibe aldım. Fankit fikrini ise fanzin apartmanından öğrendim. Bu şekilde hep hayalim olan bu şeyin karşılığı olduğunu görmek bana güç verdi ve ‘Bu Belki De Sadece Şi’ bu şekilde ortaya çıktı. Neden fanzin sorusu için de şunları söyleyebilirim; bir gün en kıdemli yayınevleri onlarca kitabımı da bassa ben ayrıca her zaman fanzin üretmeye devam edeceğim. Bu benim için vazgeçilmez bir tavır. Hatta şiir anlayışımın bel kemiği. İnstagram’da kaçak şiir yayınları yapıyorum. Ben öyle diyorum yani. Bedavadır sadece dikkat ister.:) Fanzinim bunun basılı hali ve her şeyiyle beni ifade ediyor. Orda herhangi bir otorite yok. Basılı hali de İnstagram’daki hali de saf düşünce ve sanattan ibaret. Onun okuyucu ve takipçisi de bundan başka bir amacı olmayan insanlar. Serbest dolaşan bir yayının ilgilisi dışında kimseye uğramadan her yerde  varlığını sürdürmesi beni en mutlu eden şeylerden biri hayatta.

Çalışmandan bahsedelim biraz da. Ortaya koyduğun metinlerde bizlere küçük hikâyeler anlatıyorsun ve bahsi geçen dünyaya bizleri çekiyorsun. Metinlerini okuduğumda bir zaman durup bu hikâyeleri kafamda canlandırmaktan son derece keyif aldım. Kendi açımdan söylemek gerekirse, şiirde yığma kelimelerden ve anlamsız bütünlüklerden kurulma dizelerden  (bir okur olarak) yoruldum. Böyle bir tür bana hayli sıcak geldi. En azından okurla yazanı yakınlaştıran bir dil kurduğunu düşünüyorum. Bize bir şeyler anlatıyorsun, gerçek veya değil. Önemli olan bir karaktere dokunuyoruz ve sohbet ediyoruz. Biraz yazım sürecinden bahseder misin? Bu metinleri oluştururken alt metinde bize aktaracağın başka hikâyeler var mı?

Teşekkür ederim. Özellikle de yapmak istediğim şeyi olduğu gibi senden duyduğum için. İlk üretimimde özellikle buna dikkat ettim. Çünkü üzerinde çalıştığım kendimi geliştirmek ve görmek istediğim şey bu. Hikâye anlatmaktan hoşlanıyorum evet ama ille hikâye değil konu. Konu etmek istediğim şeyler hayatın bütünlüğü içinde herhangi bir karakterin tiradı da olabilir. Hatta ütopyada yaşasa bile gerçek ve gündeliktir. Okuyucu yaşam öyküsünün tümüne değil ama o anına tanık olabilir. Oradaki şiirleri anlatan kişiler rahatlıkla bir film veya roman karakteri olabilirler. Anlatılan şeyde kullanılan kelimelere dikkat ettiğim kadar başkasına göre  saçmalayacaksam bile bütün içinde saçmalamaya özen gösteriyorum. Yani en azından şunu desinler istiyorum.

“Saçmalayan birinin söyledikleri.”

Ama saçmalayan bir karakter yaratabileyim  kafalarında veya saçma bir olay…

Başka şeyler de yazıyorum ama beni en mutlu eden bu tarzda yazdıklarım oluyor. Şiiri anlaşılır şekilde ancak basmakalıplaşmadan ve şiirsellikten uzaklaşmadan kurmak, dışarıdan kolay görünen ama oldukça zor bir şey aslında. Sıkıldığından bahsettiğin tarzı kurmak en azından benim adıma daha kolay. O duygunun kusulmuş hali bir nevi. Ama sade, herkesten duyulabilecek bir hikâyeyi, duygu ve durumu basit cümlelerle anlatıp üzerine düşündürmek, etkilemek çok zor. Her zaman yazabildiğimi değil yazmak istediğimi yazmaya çalışıyorum. Ve elbette okumak istediğimi. Aramızda bağ kurabildik mi kuramadık mı? Bunun cevabını şiirimi okuyan kişinin gülümsemesinde buluyorum. Çünkü ben okuduktan sonra hüngür hüngür ağladığım şiirde bile şairin o anına gidip O’na dokunabildiğim için gülümserim. Karşı konulamaz natürel bir gülümseme. Eğer başarılıysa şiir insanların suratında bu olmalı bence.

Yeniden B.B.D.S.Ş’ye ve alt metnindeki hikâyelere gelirsem. İlk olduğu için biraz kişisel olmasına dikkat ettim ve böyle şiirleri topladım. Zaten kapakta kendi çocukluğum var. Burada yazdığım şeylerde kendi hayatımda gerçekliği olmayan bir şey yok. Her satırın açıklaması ve hikâyesi var gerçekte de. ”Boğularak Ölecek Beş Çocuktan Biri”  mesela gerçekten de çocukken geçirdiğim bir boğulma tehlikesinin şiiri. Diğerleri de öyle. Kurguda kendimi kullandım diyelim.

Bahsettiklerin oldukça güzel hisler barındırıyor ve bu da fanzine yansıyor zaten. Peki, bu zamanın metnini nasıl değerlendiriyorsun? Özellikle şiir alanındaki hareketlilikler, üretimler hakkında neler düşünüyorsun? Bir şeyler değişiyor mu yoksa sadece isimler ve az biraz da yazılanlar mı farklılaşıyor? “Özgünlük” denen olgu birbirini tekrar eden işlerin ağzında gevrettiği bir sakız mı? Marul gibi bir soru, buyur bakalım.

Benim günümüz şiiriyle tanışıklığımın oldukça kısa bir geçmişi var aslında. Yaklaşık bir yıldır okuyorum yeni şairleri. Hâlâ hiç okumadığım onlarca isim var. Şimdiye dek okuduklarım üzerinden değerlendirmem gerekirse özgünlük gömleğine sarınıp birbirini tekrar edenler de var, gerçekten çağın ötesinde özgünlükte olanlar da… Kendimi yeni şiiri tüm hatlarıyla yorumlayacak yetkinlikte görmesem de bunun dışında sağlam bir eski Türkiye ve dünya şiiri okuyucusu olarak söyleyebilirim ki; son yıllarda Türkiye şiirindeki iyi veya kötü görülmemişlikler ülkemiz için yeni ancak dünya için oldukça eski sayılır. Yetenek ve samimiyetin iyi okura geçtiği kanaatindeyim. Bu anlamda çabalayan ve eser üreten şairleri, oluşumları ve yayınları büyük bir heyecanla ve keyifle takip ediyorum. Değişim içindeki değişmezliğe gelince, dipten gelen dalga suyun yüzeyinde hatırı sayılır bir rahatsızlık yaratamıyor. Köklü yayınevleri, dergiler ve köklü olmayan ancak suyun başını tutuyorumcu yayınlar değişime oldukça kapalı. Eski olması bir sorun değil aslında, sorun hiç güzel olmaması. Kendi küçük çemberlerinde evcilik oyunu oynuyor gibiler. Kadroda genç isimlerin olması da bir şey ifade etmiyor çünkü bu çembere girmek için bürünülen yapmacıklık paçalardan akıyor. Kitapçıda elimize alıp içini karıştırmamıza bile tahammülleri olmadığı için  şeffaf jelatinlere sarılan onlarca para verdiğimiz yayınlarda, bugün herhangi bir fanzinin herhangi bir sayısında yayımlanan şiirlerin kalitesine yaklaşamayan şiirler görüyoruz. Hepimiz  biliriz bunları. Değiştirmek isteriz. Umarım bir gün başarabiliriz de. Bu yüzden benim fikrime göre şimdilik gerçek günümüz şiiri bu yayınlardan değil işini ciddiyetle sürdüren fanzinlerden, hiçbir anlamda faşistleşmemiş dergi ve dijital mecralardan takip edilmeli. Saf bir yetenek ve heyecanla yola çıkan kimseyi bu körler sağırlar birbirini ağırlarcı anlayışın  bitirebileceğine de inanmıyorum. Çünkü her şeyden önce gerçekten şiirle ilgilenen ve şiirden anlayan yayıncılar ve elbette en önemlisi şiir okuyucusu hâlâ var. Yeteneğiniz yadsınamaz bir gerçek olduğu sürece varlığınızı kabul etmek zorunda kalacaklar. Bir şeyleri kökten değiştirmek zor ama itirazı olan sesini yükselttikçe okurla şair arasında bu tür bal des debutantes yayınlara ihtiyaç kalmayacak.

 

Bu fankitle güzel bir başlangıç yaptın. İlerleyen zamanlarda neler yapmayı planlıyorsun? Fanzin üzerine yeni çalışmalar gelecek mi? Kafandakilerden biraz bahseder misin?

Elbette. Kendi şiirlerimi kaçak şiir formatında zine’leştirmeye devam edeceğim. Bu Belki De Sadece Şi’den sonra basmak istediğim ilk fanzin Madımak ile ilgili şiirlerimden ve fotoğraflardan oluşan bir zine olacak. Metin Altıok’un sözünden hareketle hem Madımak hem de oradaki ozanlar ve değerli insanlar için bazı şeyler yazdım. Benim için çok özel bir çalışma bu  ve basabildikçe fazla basıp imkânımdan da fazla şehre ulaştırma hayalindeyim. Bunun dışında ilk şiir kitabımı sıra dışı bir yayıncılık anlayışıyla, sınırlı edisyon olarak okuyucuya ulaştırmak için çalışıyorum. İlk kitabımın içindeki şiirler dışında her yönüyle bir sanat eseri olmasını istiyorum.

Bir Bursa’lı olarak Bursa’da Arkadaş Zekai Özger ile ilgili bazı girişimlerde de bulunmak niyetindeyim. Arkadaş’ın kendi şehrinde fazla tanınmadığını düşünüyorum. Bununla ilgili birçok şey yapılabilir ve yapılmalı. Aklımda bazı şeyler var umarım gerçeğe dönüşebilir. Yakın zamanda kendi okuduğum şiirlerden oluşan bir podcast yayını da başlatacağım. Bu konuda biraz çekingenim ancak nihayetinde bu, bir seslendirme sanatçısının değil sadece şiir seven birinin okumaları olacak. Kısa şiir konuşmaları da olabilir. Ayrıca çizdiğim bazı şeyler de var. Bunların gün yüzüne çıkması da an meselesi.

 

Son olarak bu söyleşiyi okuyanlara söylemek istediğin bir şey var mı?

Hepsinin varlığına ve sana teşekkür ederim.Onlara Walt Whitman’ın çok sevdiğim şiirini söylemek istiyorum:

 

“ Bunları okuduğunda görünebilir olan ben görünmez olurum,

şimdi sensin, yoğun, görünebilir,

şiirlerimi gerçekleştiren,
beni arayan,
Yanında olduğumu ve senin yoldaşın olduğumu düşünüp
çok mutlu olacağını kurguluyorsun;
Say ki yanındayım.
(Yanında olmadığım konusunda çok emin olma.)”

FANKİT: Bu Belki de Sadece Şi – Yeliz Güneş (PDF İNDİR)

Daha fazlası Efe Elmastaş

KlorakSanat Mezatı ve Fanzin Masası

  20 Şubat Pazar günü uzun bir aradan sonra KlorakSanat İnsiyatifi’nin mezatı...
Devamı