Kaotik Fanzin Sayı 10 İncelemesi (PDFli)

Neyin şiir olup neyin olmadığını söylemek zamanın ve şiirin işidir, onun üzerine söylenen her söz, hep biraz zor ve çok zaman karşılıksız olmuştur. Herkesin malumu ki artık yapay zekâ çağındayız, robotlarla bir arada yaşıyor ve her geçen gün bizler de bir parça onlara benzemeye başlıyoruz, bu parçanın içinde yazık ki en fazla ruhumuz var. Her çağın ve devrin bir ruhu var ve bu ruhun, o devrin içinden çıkan tüm eserlere sirayet etmesi eşyanın doğasından.  Dolayısıyla günümüzde yepyeni şiir anlayışları, biçimleri ortaya çıkıyor ve çıkmalı da. Ben yenilikleri ve aşkınlıkları hep sevmişimdir, sanırım şiirin tek koşulu şairaneliği ve bunu mümkün kılan da ritim, diğer ifadesiyle ahenk. Ahenksiz şiir olmaz mı sorusunu beraberinde getiren bu önerme muğlak olmakla bir o kadar da net: Olabilir, neyin nasıl söylendiğine bağlı. Ben kendi şiir poetikam olarak her zaman “Şiir dönüştürür, iz bırakır, kendini hatırlatır, şiir olmayan sayıklatır. İyi şiir sağlam bir zihinden çıkar.” diyorum. Şiirden ne anladığımı en iyi özetleyen ifade bu sanırım. Örnekle daha açık hale getirmek gerekirse, isimsiz bir şiiriyle bizleri selamlayan Seray Sarı, “yüzün gelip geçerken gayri resmi bir geçit töreniyle/ gözümün önünden/ben saygı duruşunda kıpırdamayı günah sayan siyah bir önlük kararlılığıyla/ düşürmedim yüzünü hiç gözlerimden” dizeleriyle naiflik ve lirizmin denizlerinde yüzerken, şiirinin devamında sağlam imgeleri saklayışıyla yalnız bir insanın varoluş sancılarını değil, toplumun da deneyimlediği acıları da sunuyor. Sade ve sözü olan bir şiir bu, şiirin hiçbir kalıba sokulamayacağını söyleyen, kendi ritmini bulmuş bir şiir. Fanzinin ilerleyen sayfalarında kısa bir şiiriyle vefalı bir dost göz kırpıyor bana: Göktürk Yaşar. Ondan bahsederken şu gerçeği vurgulamalıyım diye düşünüyorum: Göktürk’ün çok sağlam bir şiir damarı var ve şiiri her geçen gün imzasına dönüşmeye başlıyor. “Otoportre” isimli şiirinde, bireyin içsel çıkmazlarını ve öfkelerini dev bir balyoz gibi zihinlere indiriyor, onun yazacağı yeni şiirleri gerçekten merakla bekliyorum. Sayfalarda ilerledikçe, “Sözcüklerin Geometrisi” isimli şiiriyle Batuhan Çağlayan’a rastlıyoruz. Dikkati çekmeyecek gibi değil zira şiirinin çok değişik ve yeni bir biçimi ve biçemi var. Tamamen biçime dayanılarak yazılmış bir şiir bu ve okuyucuyu şiir takip etmek için biçimi benimsemeye zorluyor, bu anlamda kendine özgü bir yapıya bürünüyor ve içerik olarak da dimağlarda hoş bir rüzgâr estiriyor. Fanzindeki tüm eserler gibi özgün çalışmalardan biri de Rıdvan Ardıç’ın Caligula Blues adlı şiiri. Eskiler, şiir girişinden belli olur derlerdi, işte öyle kucaklarımıza atom bombasını bırakarak giriyor şair meydana. Tanah, Eski Ahit ve ve Kur’an’da da bahsi geçen, düelloyu kaybeden Golyat’tan, Sümer tanrısı Marduk’a, dünya şiirinin köşe taşlarından Pablo Neruda’ya değin, uçsuz bucaksız bir kucaklamayla mistik ve somut gerçekliğin pencerelerinden bambaşka evrenler gösteriyor bize ve her iyi şiirin yaptığı o sarhoşluk hissiyle baş başa bırakarak meydandan girdiği gibi görkemiyle çıkıyor. Yine sayfalarda ilerledikçe değişik şiir anlayışıyla karşımıza Umut Yalım çıkıyor, Umut Yalım her yerden karşımıza çıkıyor zaten (iyi ki de çıkıyor). Umut’un adını anti şiir koyduğu, ülkemizde ilk kez denenen (kimilerinin deneysel şiir dedikleri) bir şiir biçimi ve üslubu bu. Yazının ilk bölümünde de belirttiğim gibi neyin şiir olmadığına, tarihi epey uzun olan şiirin kendisi karar vermekle yetkilidir. Bunun ötesinde Umut’un şiiri her şeyden evvel özgün bir şiirdir, biçimiyle, üslubuyla nerede ne zaman okunsa bu eser Umut Yalım’a aittir dedirtir ve bu imza az şey değildir. Üstelik Umut’un şiirlerinde yaşadığı toplumun aksayan birçok yönüne dair çok isabetli tespitler bulunur, şiir damarı sonuna değin sağlamdır, bana kalırsa imgeleriyle ve biçimiyle şiir, onun ısrarla çizgilerle göstermek istediklerini zaten gösterir durumdadır ama o yine de şiiriyle bu şekilde oynamayı ve okuyucuyla hemhal olmayı çok seviyor olmalı. “Saatimi zamanda unuttum” diyor daha ne desin şair?

Bu sayı için elimden, dilimden düşenler bunlar, fanzinde emeği olan tüm şair dostlara selamlar, sevgilerle, bir sonraki incelemede yeni fanzinler ve isimlerle buluşmak dileğiyle. Fanzin yürüyor!

 

FANZİN: Kaotik Fanzin Sayı 10 (PDF İNDİR)

 

 

yazan
Daha fazlası Komşu

Heyt be! Fanzin Mini Dünya Turu / Vancouver Art Book Fair, Kanada (Video)

    Mart 2018’de Vancouver’dan e-mail ile gelen bir teklif üzerine oldukça...
Devamı